📢 Saat 13:00’e kadar verilen siparişler aynı gün kargoya verilir!
1250TL üzeri ücretsiz kargo
Türkiye'nin İlk ve Tek Nitelikli Türk Kahvesi sitesi
📢 Saat 13:00’e kadar verilen siparişler aynı gün kargoya verilir!
1250TL üzeri ücretsiz kargo
Kahve Falı ,Fal Gerçekmi?

Kahve Falı ,Fal Gerçekmi?

 Kahve falından ilk bahseden kaynak : 17.yy. Tomaso Tamponelli Osmanlı’da ilk kahve falı cariyelerin söyleyemedikleri sözlerin kahve falı ile yorumlanması üzerine kuruludur.

Şazeli’ye selam olsun :

Kahve-i Pir kalbime gir

Kalbimden çık falıma gir

Dilek tutulur, fincan ters kapatılır, baş üstünde saat yönünün tersine çevrilir, selam okunur ve soğutulur.Açılırken «Neyse halim, çıksın falım» denir. Yapışarak açılması dileğin olacağı anlamına gelir.Fincan sapından başlayarak hayali bir kutup ve ekvator çizgisi çizilerek 4’e bölünür.

Sol : Negatif , Sağ : Pozitif , Alt : Uzak Gelecek , Üst : Yakın Gelecek anlamına gelir. Telve : Kalp En son tabak ve fincan kısmetin kapanmaması için yıkanarak temizlenir.

Tarihin başından itibaren insanlar anlamlandıramadıkları ya da merak ettikleri konuların doğaüstü güçler tarafından yönetildiğini düşünmüş,bu güçleri daha iyi anlamak için çeşitli yöntemler geliştirmiştir. En çok merak edilen konulardan birisi ise geleceğin nasıl şekilleneceğidir. İşte bu noktada, falcılık ortaya çıkmış, kâhinler türemiş ve insanların bu merakını gidermeye çalışmışlardır. Fal kültürünü incelemek için sadece Osmanlı toplumuna değil, İslamiyet öncesi Türk toplumuna da bir göz atmak gerekir. İslamiyet’ten önceki Türk toplumunda görülen Şamanizm inancı temel olarak monoteist bir din değil, daha çok falcılık ve büyücülüğün çevresinde bütünleşen bir inanç sistemidir. “Şaman”ve “Kam” denilen kişiler ise büyü ve benzeri inançlar üzerine kurulu olan bu inanç sisteminin dini figürleridir. Bu kişiler dini ritüelleri yönetmenin yanında çeşitli fal yöntemleriyle geleceğe dair tahminlerde bulunurlardı. Bu özellikler, İslamiyet öncesi Türk toplumunda şamanların toplum tarafından yüksek bir saygı ile karşılanmasını sağlamıştır.

İnanç sisteminin büyü, enerji, fal gibi kavramların etrafında şekillenmesi ve bu ritüelleri yöneten kişilerin toplum tarafından saygı görmesi gibi durumlar göz önüne alındığında, Türk toplumunda fal kültürünün İslamiyet öncesi dönemlerden beri süregeldiği ve geleneksel biryer edindiği söylenebilir. İslamiyet öncesi dönemlerde yaygın olarak görülen zar falı, aşık kemiği falı, bağırsak falı, bakla falı, su falı ve kürekkemiği falı gibi çeşitli fal bakma yöntemleri Osmanlı toplumunda da kullanılmış ve günümüze kadar gelmiştir.Fal kültürünün Osmanlı toplumunda da tıpkı İslamiyet öncesi Türk toplumundaki gibi yaygın olduğunu söylemek mümkün. Bu durum, Türk toplumundan gelen bir gelenek olduğu gibi Osmanlı devletinin yayıldığı topraklarda farklı kültürlerle karşılaşmasından da etkilenmiştir. Osmanlı toplumunda sadece Müslüman değil, Ermeni ve Hristiyan kesimin de bu batıl inançlara sahip olduğu, bu konular üzerinde büyük emekler verdikleri söylenebilir. Sadece halk arasında değil, sarayda da falcılık her dönemde değer görmüştür. Osmanlı tarihinin bilinen en büyük falcılarından birisi olan falcı Raziye, III. Murad Dönemi’nde yaşamış ve hem halkın hem de padişahın gözünde çok saygın bir konuma yükselmiştir. Öyle ki falcı Raziye’nin desteklediği herhangi bir kişi sarayda önemli makamlara gelebilmiştir. Bu örnekten de anlaşıldığı üzere, falcılığın ve falcıların Osmanlı toplumu üzerinde hatırı sayılır bir etkisi vardı.

Falcılık, her ne kadar İslam dini tarafından kesin olarak yasaklansa da İslamiyet öncesi Türk toplumunun temel taşlarından birisi olduğu için yıllardır süregelen gelenekler silinmemiş, Osmanlı toplumunda yaygın olarak görülmüştür. Bu yüzden falcılık her dönemde varlığını sürdürmüş ve gündemde kalmaya devam etmiştir. Özellikle,o çağlarda İslam âlimlerinin büyük önem atfettiği konulardan birisi olan astronomi, falcılık kültürüne de doğrudan etki etmiştir. Osmanlı saraylarındaki kadrolu müneccimler, yıldızları inceleyerek ramazanvayının geleceği tarihi, bayram günlerini ve uğurlu günleri bir takvimde toplamış, bu takvimi de 21 Mart tarihinde yayınlamışlardır.

Kahve falı ile ilgili en eski bilgi “Hikâye-i İcad-ı Kahve-i Yemen’’başlıklı yazma metinde görülmektedir. Bu metinde geçen ve Şeyh Ahmed Ebü’l Hasan Şazeli’ye atfedilen anlatıya göre, kahve ve dua ile uyuz hastalığını tedavi eden şeyh, hükümdar için kahve pişirirken kahveyi taşırır. “Bu, kahve kültürünün her tarafa yayılacağını gösterir”diyerek kahvenin geleceğine ilişkin görüş bildirir. Buna da bir tür fal ve yorum gözüyle bakmak mümkündür.Kahve falının ortaya çıkışı ile ilgili en bilinen rivayet ise saraydaki cariyelerin cezalandırılma korkusudur. Sarayda cariyeler tarafından sıkça kullanılan bir eğlence ve vakit geçirme yöntemlerinden birisi olsa da dedikodu yapmanın ağır cezaları bulunuyordu. Bu duruma bir çözüm arayan cariyeler, içtikleri kahve fincanlarının içerisinde olan şekilleri yorumlar gibi yaparak dedikodu yapmayı akıl etmişler. Kahve falının cariyeler tarafından kullanılmasının bir diğer sebebi ise fal bakmanın cariyelere herhangi bir ceza alma korkusu olmadan karşıdaki kişiye istediğini söyleyebilme özgürlüğü tanımasıdır. Bütün bu rivayetler göz önüne alındığında kahve falının cariyeler tarafından bir gizlenme yöntemi olarak kullanıldığı söylenebilir.

Osmanlı toplumunda kahve falının ne zaman kullanılmaya başlandığına dair somut bilgiler olmamakla birlikte, falı ve falcılığı yaşayan bir toplumun bu fal çeşidine geç kaldığı düşünülmemektedir. Türkçede kahve falına ilişkin en eski kitap, Florent Garnier imzalı ve bir dönemin tanınmış çevirmenlerinden Ragıp Rıfkı Özgürel tarafından çevrilmiş olan Kahve Telvesiyle Keşf-i İstanbul başlığını taşımamaktadır.